Sahibinden satılık yeni ya da ikinci el müzik setleri Ücretsiz giriş, doğru fiyat, hızlı satış şansı

Yazı, Makaleler

Yazı, Makaleler kategorisine ait (68 kayıt bulundu)
Giriş Yapmak için Tıklayınız

19.08.2018 07:33

Bir Müzik Sisteminden Daha İyi Ses Elde Etmek İçin Öneriler

Giriş High-End dünyasında olan her kez çok iyi bilir. En iyi cihazları satın alıp kablolarla birleştirerek bir sistemden çok iyi bir ses çıkartmak, hemen hemen mümkün değildir. Daha mütevazı ancak çok iyi adapte edilmiş cihazlardan oluşan bir sistem, kendisinden kat kat pahalı bir sisteme göre çok daha iyi sesler oluşturabilir.Hi-Fi da bu sistem sinerjisi olarak bilinir. Sistem sinerjisi, sadece birbiri ile uyumlu çalan ve güzel sesler çıkartan cihazların bir araya getirilmesi değil, o cihazların performansının maksimum düzeye çıkartılması için gerekli olan yorucu, zahmetli, ancak zevkli ve çokta pahalı olmayan bir süreç demektir.   Sistem sinerjisinin yakalanabilmesi için alınması gereken önlemler bu konuda yeterince ilgi ve bilgisi olmayan kişilere absürd ve gülünç gelebilir.   Aynı cihazları kullanarak çok daha iyi bir ses elde edebilmek için yaklaşık 20 yıllık Hi-Fi tecrübemden edindiğim bazı noktaları paylaşmaya çalıştım. Bu noktaların büyük bir kısmı iyi bir odyofil tarafından uygulanmasa bile bilinir.  Bu noktalar belirli bir bilgisi olan odyofil e hitap edecek şekilde hazırlanmış olup tamamen benim kendi tecrübelerim ve izlenimlerimle belirlemiş olduğum noktalardır. Diğer bir deyiş ile bende sonuç vermemiş, emin olamadığım ve/veya bilmediğim, denemediğim diğer noktalar burada açıklanmamıştır.   Bunca süre sonunda öğrendiğim yegane şey High-End de tek bir doğrunun olmadığıdır. High-End doğrularının büyük bir bölümü bilimsel yöntemlerle ispat edilememektedir. Çok hassas olan insan kulağı birçok farkı duymakta ama her dinleyici bunu kendine göre yorumlamakta ve değerlendirmektedir. Aynı müziği aynı anda aynı ortamda dinleyen üç kişiden biri örneğin bas sesleri az bulmakta, diğeri çok bulmakta, diğeri ise normal bulmaktadır. Dinleyicinin beyin/kulak referansı denilen bu olgu, yanlış olsa bile evinde alışmış olduğu kendi müzik sisteminin tınısı ve rengidir. Bu olgu çoğu zaman evine çok daha iyi bir ekipman getirip dinleyen kişinin yeni ekipmanı ilk dinlemede hiç beğenmemesi gibi durumlara da yol açmaktadır.  High-End de sistem sinerjisi ve aşağıda açıklamaya çalıştığım Tweak tabir edilecek noktalar, kullanılan sistemin kabiliyeti ve dinleyenin kulak terbiyesi ve algılaması ile doğru orantılıdır. Kabiliyeti çok kuvvetli olmayan bir sistemde, aşağıdaki noktalardan pek çoğunun bir sonuca ulaştırmaması da mümkündür. Açıkladığım bu nedenlerle aşağıdaki konulardan bazıları kabul görmeyebilir, amaç, bunları paylaşarak Amerika’yı herkesin yeniden keşfetmesindense, bunların aralarından okuyucunun işine yarayacak üç beş nokta bulabilmesini sağlamaktır.     Gece dinleme ; Kritik müzik dinleme, akşam saatlerinde ve özellikle saat 21:00 den sonra yapılmalıdır. Bu saatlerde gece sessizliği çöküp dış gürültüler minimuma indiğinden, sistemlerin kabiliyeti tam olarak ortaya çıkmaktadır. Kritik dinlemeler ve ekipman testlerini gündüz saatlerinde yapmak yetersiz sonuçlar ortaya çıkarabilir. Daha detaylı bilgi için bakınız gürültü Isı ve rutubet ; Hava rutubetinin ve ısısının hoparlörün ürettiği ses üzerinde ciddi etkisi bulunmaktadır. Çok rutubetli ve/veya sıcak havalarda sistem yeterince güç ve dinamizm üretemiyor. Bunun nedeni rutubetli havanın ağırlaşması ve hoparlör tarafından yeterince itilememesi olabileceği gibi hoparlörde kullanılan materyallerin ısı karşısında formunu değiştirmesi de olabilir. Bu tür günlerde klima ile dinleme odasını önceden iyice soğutmak netice vermektedir.  Karanlık ; Müzik, mümkün olduğunca karanlık ortamda dinlenmelidir. Özellikle dinleme esnasında müzik sistemi olabildiğince karanlıkta bırakılmalı ve çalan müziğin kaydedildiği mekan hayal edilmeye çalışılmalıdır. İyi bir High-End sistemde amaç, karşıda duran elektronik ekipmandan koparak, kaydedilmiş müziğin oluştuğu doğal ortama gitmek ise, müzik dinlerken sürekli ekipmanları seyretmek, sistemin oluşturduğu sanal sahne ortamını psikolojik olarak zedeleyecek bir durum ortaya çıkarmaktadır. Hi-Fi sistemin en büyük eksikliği sadece kulak algılamasına yönelik olmasıdır. Bir konser dinlerken veya surround sistemi ile konser DVD si seyrederken alınan haz ve gerçeklik hissi, bir Hi-Fi sisteminde görüntü olmadığından tam olarak oluşamamakta, sürekli karşımızda duran hoparlörler ve set, ister istemez beyin tarafından sesin orijinal kaynağı olarak algılanmaktadırlar.Dinleme mesafesi tespiti ; Ses, belirli titreşimdeki dalgalar (frekanslar) halinde yayılır. Hoparlörde üretilen sesler, sistemden her uzaklaşıldığında seviyesinde belirli aralıklarla maksimuma çıkmakta ve minimuma inmektedirler (tepe ve alt noktaları). Özellikle mid ve tiz sesler, 5-50 cm gibi aralıklarla dalga boylarının maksimumuna ve minimumuna ulaşmaktadırlar. Bu noktalar kulak ile son derece rahat belirlenebilir. Bunu denemek için sisteme, içinde değişik sinyaller bulunan bir test CD si koyun, bir mono bir test frekansı çalıştırıp dinleme yerinize gidin, ayakta durun, bu arada gözünüz kapalı ağır ağır yürüyerek sisteme yaklaşın. Belirli yerlerde ses şiddetinin çok arttığını, belirli yerlerde azaldığını göreceksiniz. Sanki birisi sistemin sesini açıp kapıyor gibi olacaktır. Müziğin ana öğesi olan ve insan sesine en yakın titreşim olan 1000 Hz frekansının en şiddetli duyulduğu nokta, işe başlama noktasıdır. Bu nokta sisteminizle oturma yeriniz arasında birçok defalar en üst noktaya çıkacaktır. Oturma yerinize en yakın olan alanda dinleyerek yakalayacağınız 1.000 Hz noktası, en iyi orta sesleri alabileceğiniz noktadır. Ancak bu noktada diğer frekansların da tam anlamıyla iyi çıkacağı söylenemez. Arkanızdaki duvara selobant ile bir ip yapıştırın. İpi başınız hizasında elinizle tutun, başınızı yarım mt kadar ileri ve geri ağır ağır hareket ettirin ve dinleyin. 1000 Hz i en yüksek yakaladığınız noktayı kalem ile işaretleyin. Sonra 380 Hz, 110 Hz, 1500 Hz, ve daha yukarıdaki birçok sinyal ile aynı ölçümleri yaparak her birini ayrı ayrı işaretleyin. Amaç, birbirine en yakın sinyallerin olduğu noktayı bulmak olacaktır. Eğer önemli frekansların birbirine bir türlü yaklaştığı bir nokta bulamıyorsanız hoparlörleri 10-20 cm kadar öne çekin veya dinleme koltuğunun yerini öne/arkaya alın. Birçok frekansı birbirine en yakın noktada bulabildiğiniz nokta, dinleme noktanız olacaktır. Biraz uğraştırıcı olmasına rağmen sonuca değecektir.  Oda akustiği ; High-End in gayet iyi bilinen ama en çok göz ardı edilen bölümüdür. Konlu bir hoparlörde sesin % 55 i direkt olarak kulağınıza, % 45 i ise odanın diğer bölümlerine yayılır. Bu % 45, değişik noktalardan yansıyarak tekrar kulağınıza gelir. Bu yansımalar sonucunda her ses, çok kısa zaman aralıklarında ve farkı farklı zamanlarda kulağınıza geleceğinden, orijinal müzikte olmayan ikinci bir akustik ortaya çıkacaktır. Bu denklem içinde sağ hoparlörün sesinin bir kısmı sol, sol hoparlörün sesinin bir kısmı da sağdan geleceğinden stereo ayrımı da bir miktar bozulacaktır. Bu tür suni akustik sesler çok kişi tarafından beğenilir, hoparlörler bu sayede daha iyi kayboluyor olarak görünürler. Hatta bazı üreticiler, hoparlörün arkasına, sağına ve soluna da üniteler koyarak bu efekti suni olarak yaratmaya çalışırlar (dipol-arka tweeterler). orijinal kayıtta olmayan bu sesler kolorasyon, yani sesin dejenerasyonudur ve kaydedilmiş müziğe gerçek sadakat için mümkün oldukça yok edilmeleri gerekir. Planar, ribbon, elektrostatik hoparlörler 360 derece ses verdiğinden özellikle arka duvar çok önem kazanmaktadır. Arka duvar, yan duvardaki 1. ve 2. kırılım noktaları ve ön duvar (sistemin arkasındaki duvar), akustik malzemelerle çok iyi izole edilmelidir. Bu konuda profesyonel bir firmadan alınacak yardım, çok önemli katkılar sağlayacaktır. Tavan ve yer arasındaki frekans kırılımlarını yok etmenin en önemli unsuru, dinleme odasının yerden yere halı kaplı olmasıdır. Mermer, parke, ağaç gibi sert zemin, tavan ile yansıtma konusunda ortak çalışmaya başlayacak, tavan yüksekliğine göre üst üste binen belirli frekanslarda çok yüksek sesler oluşacaktır (standing waves). Aynı şekilde dinleme odasında perdesiz cam, cam kaplı tablo, ayna gibi yansıtıcı yüzeylerden kaçınılmalı, dinleme esnasında camların kalın perdeleri kapalı tutulmalıdır. 6- Eşit hoparlör mesafesi ve tam ortada dinleme yeri ; High-End de yine genellikle ihmal edilen konulardan bir tanesidir. Her iki hoparlörün milimetrik derecede yerlerinin aynı olması ve kişinin dinleme noktasının tam ortada olması, iki hoparlörden gelen sesin tam iki hoparlör arasında bir noktada odaklanması için gereklidir (focus). Bunun en büyük sebebi, 5. bölümde anlatıldığı üzere dalgalar halinde yayılan ses frekanslarının her uzaklıkta ayrı şiddette duyulmasıdır. Tiz frekanslarda dalga boyu çok kısa olduğundan başımızın birkaç cm ileri ya da geri hareketi tiz frekansların duyulma seviyesini değiştirecektir. Bu durumda bir hoparlörün sadece bir, iki cm diğerinden önde ya da arkada olması, tiz seslerin bir hoparlörden fazla, diğerinden az geliyormuş gibi yorumlanmasına yol açacaktır. Böyle bir durumda insan ve enstrüman seslerindeki üst harmonik dalgaların kulak tarafından farklı şiddetlerde duyulması, orta sesin tam iki hoparlörün orta noktasından gelmesini engelleyecektir. Bunun yanı sıra bazı frekanslarda sağ ve sol hoparlör tam ters fazla kesişerek üst üste gelecek ve bazı frekanslar hiç duyulmayacak, bazıları ise olduğundan çok daha şiddetli duyulacaktır. (bir hoparlörün polarizesini ters bağladığımızda oluşan bass yok olma efektinin aynısıdır)  Elektronik Ünitelerin Mekanik Vibrasyon İzolasyonu ; Elektronik ünitelerin altında vibrasyona karşı çok değişik materyaller kullanılmaktadır. Bu materyallerin amacı, hem ünitenin kendi vibrasyonunu (motor vs) minimuma indirmek, hem de üzerinde bulunduğu yerden gelebilecek vibrasyonları durdurmaktır. Spike (cone) lar büyük bir oranda kullanılmakta ancak işlevleri yeterince bilinmemektedir. Spike in amacı geniş yüzeyindeki vibrasyon enerjisini sivri yüzeyinde yoğunlaştırarak bağlı olduğu diğer platforma mekanik olarak aktarmaktır. Yani spike bir vibrasyon engelleme malzemesi değil bir aktarma malzemesidir. Spike in aktarmış olduğu vibrasyon diğer bölüme geçmektedir. Spike ın altında bulunan sert yüzeyin altı bir şekilde yumuşak bir yüzey ile kaplanmadığı sürece vibrasyon maalesef engellenemeyecektir. Örneğin bir CD player spike vasıtası ile bir mermer platformun üzerine oturtulmuşsa mermerin altının mantar, neopren, mouse pad gibi yumuşak bir malzeme ile izole edilmesi gerekmektedir. Bu durumda mermerin titreşimi, altındaki yumuşak yüzey tarafından ısıya çevrilerek absorbe edilecektir.Hoparlör altına mermer konulması : Hoparlörlerin yere bastığı noktada (ayaklar da olabilir) altına kestirip konulacak mermer hoparlör rezonanslarını ciddi bir şekilde engellemektedir. Mermerin en az yüksekliği 3 cm, hoparlör kenarlarından taşan genişliği ise yaklaşık 10 cm kadar olmalıdır. Mermerin altı mantar tabaka veya neopren kauçuğu ile kaplanmalıdır. Bu şekilde çalışan bir hoparlörün sesinde özellikle bass frekanslarda netlik ve tokluk, orta frekanslarda ise duruluk ve sakinlik hakim olacaktır. Hoparlör, mermere spike ile basmalıdır. Spike in sivri ucu mermere, geniş ucu ise hoparlöre gelmelidir.Metallerin statik elektriğe karşı topraklanması ; Özellikle rutubetli havalarda ve boydan boya halı ile kaplı olan evlerde oluşan statik elektrik, üzerinde duran “metal müzik seti sehpası” tarafından alınmaktadır. Aynı şekilde insan teması ile elektronik aletlere statik elektrik aktarımı olmaktadır. Bu elektrik o derece kuvvetlidir ki, sabah saatlerinde üzerinde kimse dolaşmadan bakıldığında halı üzerinde ve metal müzik sehpalar üzerinde basit ölçüm araçlarıyla görünmektedir. Metal müzik sehpaları, statik elektriğe karşı basit bir kablo ile en yakın prizden topraklanmalıdır.Hoparlörün duvardan mümkün olduğunca açık olması ; Hoparlör üreticilerinin genellikle kendileri tarafından önerilen mesafeler olmasına rağmen hemen hemen tüm hoparlörlerde konumlandırmanın duvardan mümkün olduğunca uzakta olması, hoparlörün vereceği sesin niteliğini kat be kat arttırmaktadır. Sebepleri, 5. maddede çok özet olarak açıklanan standing wave denen durağan dalgaların bu tip konumlandırmada daha çok oluşmasıdır. Bir hoparlör yan ve arka duvarlara ne kadar yakın ise bu duvarlara çarparak odaya yayılan sesler o derece fazla olacak, bass performansı ve sahne imajı büyük ölçüde zedelenecektir. Hoparlör, imkan verdikçe arka ve yan duvarlardan uzakta konumlandırılmalıdır.Otoformer / Transformer pasif pre-amfiler ; Yeni gelişen teknolojiler, pre amfilerin gerekliliği konusunda audiofil camiasında soru işaretleri ortaya çıkarmıştır. Eskiden bir pre amfinin amacı, birden çok üniteyi aynı anda bağlamak, kayıt yapmak, özellikle ana kaynak olarak kullanılan pikapların çok düşük sinyal çıkışına sahip olması, bass, tiz ayarlarını yapmak gibi pratik bazı nedenlere dayanmaktaydı. Günümüzde CD ve benzeri formattaki kaynaklar, 2-7 Volt arası çıkış vermekte ve power amfilerin istemiş olduğu gücü fazlası ile yansıtmaktadırlar. Pikaplar ise artık genelde ayrı Phono Stage ile kullanılmaktadırlar. Ton kontrolleri ve diğer düğmeler ise hemen hiçbir High-End pre amfide bulunmamaktadır. İyi bir High-End pre amfi sadece ana kaynaktan geren sesi sesin niteliğine zarar vermeden kısmak için kullanılmakta, başka bir işlev görmemektedir. Kaynaktan gelen bir sesin ara kablo ile büyük bir pre amfiye gönderildiğini ve onun içindeki tüm elektronik malzemeleri, lambaları, transistor leri, fişleri, lehimleri, soketleri tek tek dolaşarak geri çıktığını gözünüzde canlandırın. Sisteme bağlanan bir pre amfi, sesin çözünülürlüğünü ve kalitesini büyük bir oranda yok etmektedir. Bu yok etme çoğu sistemde, özellikle düşük desibelli hoparlör kullanan sistemlerde genellikle anlaşılamamakta ve/veya dinleyici bakımından buradaki kayıplar önemli bulunmamaktadır. Bunun nedeni, her pre amfinin kendine göre bir tınısı ve tonlamasının olması, pre amfilerin genellikle sistem kurulumunda tonlama aracı olarak kullanılmalarıdır.  Örneğin sert bir solid state power amfinin etkilerini yok etmek için çoğu kişi lambalı bir pre amfi kullanmakta ve sonuçtan çok mutlu olmaktadır. Veya örneğin tiz frekansları düşük bir powerın hatasını, üst sesleri parlak bir pre amfi telafi edebilmektedir.  Burada unutulmaması gereken nokta, power amfi tarafından üretilen örnekteki orijinal sesin sert olması, veya üst frekanslarının yetersiz olmasıdır.  Ancak pre-amfinin yapmış olduğu kolorasyon, sistemdeki bu gibi aksaklıkları düzeltmekte ve etkiyi hissettirmemektedir. Yapılması gereken, bu durumu pre amfi kullanarak değil işin kaynağında halletmek, yani power amfiyi değiştirerek gerçekleştirmektir.  Sesi kısmak için pasif pre amfi, veya basit bir volume pot kullanıldığında seslerde derhal bir doğallık ve çözünülürlük ortaya çıktığı hemen tüm audiopile ler tarafından kabul edilmektedir. Ancak bu durumda ortaya başka etkenler de ortaya çıkmaktadır. Kullanılacak bir volume pot veya pasif pre-amfi , rezistans prensibi ile çalıştığından her ayar noktasında sisteme farklı frekanslarda kayıplar yaptırmakta, örneğin ses kısıldığında bas frekanslar, açıldığında üst frekanslar azalmaktadır. Yeni teknoloji ile üretilen ve rezistans prensibi ile değil trafo prensibi ile çalışan Transformer pre-amfiler ile bu durum giderilmiştir. Bu tip pre amfilerdeki rezistans, sadece içindeki kablonun rezistansıdır. Bu tür pre-amfileri aynı kutu içinde 20-24 adet çok küçük trafolar olarak düşünebilirsiniz. Bu tür amfiler, gelen sinyali volt cinsinden azaltmakta ve orijinal seste hemen hiç bir kayba yol açmamaktadırlar. Dünyada henüz çok yaygın olmamakla birlikte bu tip amfileri üreten 3-4 üretici bulunmaktadır.  Ancak bu tip bir pre-amfi kullanmak için kaynağın power amfilerin giriş empedansı, kaynağın çıkış empedansı tarafından tolere edilebilir nitelikte olmalı ve power amfinin giriş için istediği sinyal şiddeti kaynak tarafından üretilebilmelidir. Bu tip amfiler her sistemde verimli çalışmamakta olup üreticiler, pasif transformer pre leri satmadan önce sisteminizin parametrelerini alıp size yol göstermektedirler.  NOS (New Old Stock) ya da iyi lambalar ; Yenisi 10€ olan bir lambanın kullanılmamış ama eskisine 100€ vermek ne derece mantıklıdır ? NOS lamba ya da iyi lamba kullanmak, o elektronik aleti başka bir aletle değiştirmek kadar ciddi neticeler verebilmektedir. Lambalı müzik aleti kullanmanın hem en zor, hem de en keyif verici yönlerinden biri de buradadır. Özellikle NOS tabir edilen, yani çok eskiden üretildiği halde kullanılmadan ve ambalajı açılmadan senelerce stokta kalan lambalar aletin performansını çok daha üstlere çıkarabilmektedirler. Bu nedenle NOS veya ciddi ve değerli lamba satın alma masrafından kaçınmamak gerekir.Elektrik kablolarında polarite (yön) bulmanın kolay yöntemi; Genelde Avrupa (Alman) standardı elektrik fişlerinin ne yazık ki yönü yoktur. Fişler her iki yönde de takılabilmektedir. Amerikan, İsviçre veya İngiliz standarda ise fişler sadece tek taraflı takılmakta ve elektrikli cihaza + ve – fazlar olması gerektiği gibi gönderilmektedir. Her türlü elektrikli alet, fiş ne şekilde takılı olursa olsun problemsiz çalışmaktadır. Ancak Hi-Fi sistemde durum biraz daha değişik hal almaktadır. Bir Hi-Fi sistemde elektrik polaritesinin yönü, yani fişin ters veya düz takılmış olması önemlidir. Bunun nedeni ise şöyle izah edilebilir. Elektrik, cihazın giriş trafosuna 220 Volt olarak girip daha küçük bir volt ile besleme katına çıkar. Bu esnada trafonun sarımları içinde mekanik olarak birbirine teması olmayan ve sadece manyetik iletişim vasıtası ile oluşmuş bir giriş ve bir çıkış akımı ortaya çıkar. Bu işlem sırasında trafo bir nevi süzgeç gibi çalışır ve distorsiyon tabir edilen yüksek frekanslı istenmeyen sinyallerin büyük bir bölümünü süzer. Fiş ters takıldığında ise trafo, - sinyal ile çalışacak, + sinyal ise aletin şasisi üzerinden dolaşarak süzülmeden cihaza girecektir.  Polariteyi bulmak için çok komple yöntemler veya aletler kullanmaya gerek yoktur. Öncelikle aletinizin arkasına giren elektrik fişi çıkartılabilir cinsten ve IEC (aşağıda bulunan bilgisayar girişi türü) ise, fişi yüzünüze doğru tuttuğunuzda sağda bulunan uç, elektrik olması gereken uçtur (çok büyük bir ihtimalle) .  İkinci bir yöntem ise, cihazınızın arkasında bir giriş sigortası bulunuyorsa, sigortayı söküp kontrol kalemi ile bakmaktır. Sigortada elektrik varsa faz doğrudur, aksi halde elektrik fazı terstir. Fazları ters iken düzelttiğimizde ses kalitesinde hissedilir bir iyileşme sağlandığını söyleyebiliriz. Ses seviyesi ayarı ; Kimi ilgilendirir, her istediğim seviyede dinlerim diyebilirsiniz. Bazı audiofiller düşük, bazıları ise yüksek ses ile dinlemeyi tercih ederler. Amaç, akustik bir konserin performansını yakalamak ise, ses seviyesi ayarı, özellikle jazz, klasik ve diğer akustik müziklerdeki enstrümanların boyutu düşünülerek yapılmalıdır. Disko ve elektronik müzikte böyle bir problem elbette yoktur. Sistemin sesini açtığımızda aletlerin boyutu da büyür, yada tersi olur. Örneğin bir caz bandı dinleme esnasında ses ayarı yaparken amfinin ses ayarının, kontrbas, piyano, vokal, gitar vs gibi enstrümanların, eğer orada olsaydık ne kadar ses çıkarırlardı düşüncesine göre ayar edilmesi gerekir. Aksi takdirde doğal seslerinden çok daha küçük veya doğal olmayacak kadar büyük ve şiddetli enstrüman sesleri almak söz konusu olacaktır. Örneğin tüm salonu inim inim inleten büyüklükte bir akustik gitar sesi hoşa gidebilir, ama hiçbir gitar kendi başına bu büyüklükte ses çıkartamaz. Yeya yüksek ses beni yoruyor ben kısık sesi tercih ediyorum da diyebilirsiniz, ama bu tür dinlemelerde de enstrümanın boyutunu küçültmüş olursunuz, ki bu gerçeklikten uzaklaşmadır. Dinlemeden önce sistemi ve hoparlörleri ısıtma; Özellikle transistorlü amfilerin en iyi seslerini açıldıklarından itibaren ilk 20 saniye verdikleri gibi teoriler bir yana bırakılırsa, lambalı veya diğer tüm cihazların en iyi seslerini verecek konuma gelmesi için belirli bir ısıya gelmeleri gerekir. Bu süre, üreticiler tarafından daha kısa zamanlar belirtilse bile genellikle en az yarım saattir. Tüm Audiofil ler tarafından uygulanan bu yöntem çoğunlukla elektronik aletler için uygulanmakta, ancak hoparlörler için uygulanmamaktadırlar. Yani sistem açılmakta ama çalışmadan bekletilmektedir. Sistemin en iyi ses vereceği noktaya getirilebilmesi için hoparlörler (voice coilleri ve crossoverları) de çalarak ısınmalıdırlar. Sistemlerin ısıtılmasının sebebi, özellikle rezistor ve diğer bazı elektronik komponentlerin, üzerlerinden sinyal geçtikçe sinyalin bir kısmını ısıya dönüştürmeleri, bu esnada kendilerinin de ısınmaları ve soğukken verdikleri değerlerinin değişmesidir.  Üreticiler, elektronik aletlerin dizaynını yaparken bu ısınmaları göz önünde bulundurarak son sese karar verdiklerinden, tüm komponentler belirli bir ısıya ulaşmadan aletler gerçek performanslarını sergileyemezler. Aksi yapılsaydı tüm aletler ilk yarım saat çok iyi, daha sonra kötü çalmak zorunda kalacaklardı.  16- Oda büyüklüğüne göre hoparlör seçimi;  Hoparlör, oda büyüklüğüne göre seçilmelidir. Ne yazık ki çok sıkça rastladığımız, almışken iyisi olsun, Amerikan kültüründen gelen büyük her zaman iyidir mantığı, bizleri çoğu zaman yanlış yerlere de sürüklemektedir.  Örneğin, genellikle kayak yapmaya ilk başlayanların en iyisi olsun mantığı ile aldıkları kayaklar, kullanması en zor yarış kayaklarından seçilmekte ve sonra kontrol problemleri yaşanmaktadır. Sıklıkla karşılaştığımız bir durum olan, küçük odalara büyük hoparlör seçimleri, ciddi akustik problemleri ortaya çıkarmakta ve genellikle sonuçta birçok aletin değişimi ile noktalanan büyük bir tatminsizlik sürecini başlatmaktadır. Genellikle büyük daha iyi diye düşünülmektedir.  Azı iyi olmayanın çoğu nasıl daha iyi olabilir !  Hoparlör, oda büyüklüğüne göre seçilmeli ve mutlaka eve getirilip dinlenmelidir. Hoparlör büyüdükçe problemleri de büyür ve sürülmesi zorlaşır. Büyük hoparlör kullanmak ciddi kaynak, emek bilgi ve uğraşı ister. Küçük salonda büyük hoparlör büyük problem demektir.   CD yüzey parlatıcıları ; CDlerin okunan yüzeyini daha mükemmel hale getiren ve lazerin daha iyi okumasını sağlayan bazı parlatıcı kimyasal maddeler mevcuttur. Kullanıldıklarında özellikle üst frekanslarda açılmalar ve rahatlamalar duyulmaktadır. Tarif etmesi pek hoş olmasa bile özür dileyerek insan yüz cildi yağı, mükemmel viskozitesi sebebi ile bu işi mükemmel görmektedir. Özellikle pipo severlerin kullandıkları bu yöntem CD ler üzerinde de işe yaramaktadır. Diğer malzemelere dünyanın parasını vermektense !  Üçüncü boyutu yakalamak amaç olmalıdır; Bir Stereo Hi-Fi sistem bilindiği gibi 2 boyuttan 3 boyut elde etmeye yarar. Üretilen tüm High-End cihazların kendisine has bir tınısı ve sesi olduğundan bahsetmiştik. Örneğin bir hoparlörde kullanılmış metal bir tweeter ile ipekten yapılmış bir tweeter in sesleri birbirinden farklı olacaktır. Tamamen aynı üniteleri kullanan iki hoparlör arasında da dizaynerinin algılamasına göre ciddi ses ve tını farklılıkları bulunacaktır. Alıştığımız tınıların dışına çıktığımızda duyduğumuz sesler bizleri rahatsız edebilir. Test için alıp evimize getirdiğimiz daha iyi bir cihaz, kendi cihazımız kadar iyi çalmayabilir (bizim algılamamıza göre) veya daha iyi bir sistem dinlediğimizde bile kulağımızda kalan kendi sistemimizin sesi daha iyi olabilir. Buna, kulak/beyin referansı diyoruz.  Yıllar önce piyasada 16 bit CD ler varken ilk defa çıkan 20 bit CD leri dinleyen insanlar (ben de dahil) , çözünülürlük farkını sertlik ve doğallıktan uzaklaşma olarak algılamışlardı, ancak daha sonra taşlar yerli yerine oturdu.  B&W 801 marka hoparlörümün, üretici firmaya danışıp koruyucu devrelerini iptal ettiğimde, hoparlörün çıkardığı yeni sesler beni öyle rahatsız etmişti ki, birkaç gün sistemi dinleyememiş ve acaba bir hata mı oldu diye üreticisi ile tekrar temas kurmuştum. Ancak üretici firma, bu koruyucu devrelerin esasında mecburiyetten kullanıldığını ve sesi önemli ölçüde bozduğunu, devreden çıkartıldıklarında özellikle orta baslar ve alt orta seslerde rezistans düşeceğinden daha gerçeğe yakın sesler duyulacağını ve bir müddet dinleyip beyin referansımın değişmesini beklememi tavsiye etmişti. Gerçekten de aynı hoparlör birkaç gün sonra kendiliğinden öyle güzel çalmaya başladı ki hayretler içinde kaldım.  O zaman hangi aletin öbüründen daha iyi olduğunu anlayacağız ! Audio Note firmasından Peter Quodrup un teorisine ben de kendi denemelerim ile tamamen katılıyorum.  Birbiri ile kıyaslanan iki aletten en çok sahne imajı, 3 boyut, derinlik, sahne yüksekliği ve genişliği veren alet diğerinden daha iyi olarak nitelendirilebilir.  Bir elektronik cihazın sese eklediği distorsiyon ve gürültü seviyesi, tonal balansı değil genellikle en çok 3 boyut ve sahne imajını zedelemektedir. 3 boyut ve sahne imajı, öylesine mikro detaylar içinde saklıdır ki bu seviyelerdeki her kayıp sahne imajındaki kayıpla eşit düzeyde olmaktadır. Bu nedenle bana göre özellikle kararsız kalındığında bakılacak nokta, hangi aletin daha iyi sahne imajı yansıtabildiğidir.   Hi-Fi bir zincirdir, bir zincirin kuvveti, en zayıf halkası kadardır ; Sistem kurulurken tüm aletlerin birbirine benzer kalite ve standartta seçilmesi gerekir. İncelip kalınlaşan bir hortumu düşünün, ucundan akacak olan su en ince bölümünün taşıyacağı kadar olacaktır. Orta düzey bir sisteme dünyanın en iyi CD Transportu konulursa, fark elbette olacaktır ama düşünüldüğü gibi değil. Aynı şekilde çok iyi bir sistemde kullanılan kötü bir dijital kablo bile tüm sistemin kötü çalmasına sebep olacaktır. Bu sebeple Hi-Fi için zaman içinde ne kadar yatırım yapılacağına baştan karar verilip tüm aletler bir plan çerçevesinde zaman içinde alınmalıdır. Aksi halde çok iyi aletler alıp ta sükut-u hayal e uğramak mümkün olabilir.  Sistem hakkında hızlı karar vermeyin, her sistem iyi çaldırılabilir ; Sistem sinerjisi dediğimiz unsur zaman içinde yavaş yavaş yakalanıyor. Bu süre bazen bir, iki yılı bulabiliyor. Her sistem zaman içinde ufak tefek değişiklikler ile çok güzel çaldırılabilecek hale getirilebiliyor. Cihazlar hakkında peşin hüküm vermek yanlış olur. Benim görüşüme göre özellikle hoparlör etrafında odaklaşmak gerekir. Hoparlörün genel olarak tınısı ve karakteri beğeniliyorsa elektronik, kablolar, tweak ler ile mutlaka istenen noktaya getirilecektir. Bakınız Beyin referansı  Sistem ince ayarı bir senfoni veya koro ile yapılmalı ; Genellikle tek enstrüman veya küçük trio, kuartet müzikler ile yapılan son ayarlamalar yanıltıcı olabiliyor. Aletlerimiz konusunda karar kıldıktan sonra kablo, lamba ve diğer aksesuarlar ile oynayarak sistemimizden istediğimiz tonal balansı yakalıyoruz. Bir enstrümandan yayılan tiz sesler, bas seslere göre daha kısa mesafelerde, bize ulaşamadan gücünü yitirip sönümlenebiliyor. Durum böyle olduğunda, uzaktan dinlenen bir keman veya saksofon sesi, yakından dinlenene göre daha detaysız ve kuru gelebiliyor.   Tek bir enstrüman veya trio ile yapılmış kayıtlar ile hassas sistem ayarı yaparken orta ve tiz sesleri ne derece arttırsak sistemin sesi o derece iyileşmiş gibi gelebiliyor. Ancak kolorasyon dediğimiz durum da burada başlıyor ve farkında olmadan daha çok detay duyma isteği ile sesleri doğal olmayan bir şekilde parlatabiliyoruz.  Caz triolarına göre tuning yapılmış bir sistemde, büyük bir orkestradan bir klasik müzik senfonisi dinlemek neredeyse imkansız hale gelebilir. Sesler öyle parlatılmıştır ki jazz müzikler çok canlı çalarken klasik müzik konulduğunda karşımızda bağıran ve çok kısa sürede rahatsız eden bir orkestra oluşmuştur.  Dinlediğimiz çok iyi High-End sistemlerinin bir kısmının çok iyi caz çalması ancak klasik müzik çalamaması, çok iyi klasik senfonik müzik çalan bir sistemin ise caz dinlendiğinde kuru ve yavan gelmesinin sebeplerinden bence bir tanesi ve en önemlisi de budur. Beyin referansı SON  High-End öyle bir tutku ki, bu fırsattan istifade etmek isteyen çok sayıda yeni firma ve kişilerin katılımı ile kendi ekseninde gün geçtikçe büyüyor, fiyatlar her yıl 3, 5, 10 lara katlanıyor.   Her üretici, kendi aletinin/kablosunun dünyanın en iyisi olduğunu iddia ediyor ve ismi bilinmeyen bazı şahıslara aynı doğrultuda raporlar yazdırıyor.  Bu iddiaların hiçbiri, bilimsel olarak ispat edilemiyor. Hiç bir test aygıtı iki aleti kıyaslayıp bu daha iyi diyemiyor, durum böyle olunca aksini ispat etmek de mümkün olmadığından her şeyi iddia etmek mümkün hale geliyor.   Alınan bir aletin bir iki sene içinde MK-II, MK-III, Signature, Special Edition gibi versiyonları çıkıyor ve bir öncekinin değeri birden bire düşüyor, ikinci elde ise kolay satılmıyor. 20 yıl önce dünyanın en iyi hoparlörü 7.000 $a satılırken bugün 200.000 $ lara satılıyor. Hoparlör kablosu fiyatları 10.000 $ seviyesini geçmiş durumda. Sadece ses kısmak ve empedans eşitlemek için kullanılan pre ampliler bile 70-80.000 $ lara satılmaya başladılar.   Hi-Fi'da teknolojik gelişmeler ise yeterince olmuyor. Genelde üreticiler küçük atölyeler şeklinde kaldıklarından yeterince araştırma laboratuarı yok, dizayn özellikleri ve estetik ön planda tutuluyor. High-End bence kendi sonunu hazırlamaya başladı.  30 sene sonra bu firmaların birçoğu dünya üzerinden silinebilirler, hep birlikte bekleyip göreceğiz.  Benim naçizane tavsiyem, bu işe yeni başlayan kişilerin, mümkün olduğunca az zarar etmek için daha mantıklı fiyatlar ile satılan aletleri veya ikinci el aletleri satın alarak bu işi ilerletmeleriÖzhan Atalay  2003 

comment